instagramda yer belirleme basit kütüphane takip programı ücretsiz sms samsung galaxy s8 telefon takip aramark investor iphone yazılım bilgisayardan konum bulma casus sandral quest see more see more apple gps dizi izleme programi apk cep telefonundan gps takip mesajlar takip edilir mi restaurant müşteri takip programı this web page muhbir bilgisayar takip telefon numara 1 sn de facebook şifresi öğrenme üretim iphone 8 gelen arama kaydetme iphone 7 Plus internet geçmişi görme iphone 6 internet geçmişi görme iphone jailbreaksiz operatör logosu değiştirme visit web page

NUR MEKTEB-İ İRFANI NEDİR?

Nur Mekteb-i İrfanı Darül Envar Vakfına bağlı talebe hizmet ve faaliyetlerinin yürütüldüğü bir Nur Medresesidir. Müessesemiz 2011 yılında faaliyete girmiştir. Gençlere Açık öğretim sistemiyle birlikte gençleri toplumdaki ahlaki çöküntüden muhafaza etmekle beraber kaliteli bir eğitimin verildiği ilim ve irfan bakımından daha ali seviyelere getirip sahasında mütehassis, müdakkik ve vasıflı ilmi dersleri almış bireyler yetiştiren bir eğitim kurumudur. Bu mantık ve anlayışla hareket eden bir sistem kurmuş bulunmaktayız. Ve bu uğurda maddi ve manevi her şeyini feda edecek kadromuz ile birlikte yola çıktık. Üstad Bediüzzamanın bir ömür boyu kurmak istediği Medresetüzzehra projesinin bir numunesi olarak çalışmalarımız başlamıştır. 

 

VİZYONUMUZ

Biz dindar nesili yetiştirecek bir gençlik yetiştiriyoruz.

MİSYONUMUZ

Nur Mekteb-i İrfanı: Yurtiçi ve yurtdışı gençlere yönelik ulum-u diniyye ve funun-u medeniyye'yi

Birlikte veren bir eğitim kurumudur. Eğitim sistemimiz Yaz programı, Ortaokul proğramı, Lise proğramı ve Açıköğretim proğramı olmak üzere 4 ana proğramlardan oluşmaktadır.

Gayemiz eğitim sistemini bu yönde uygulayıp tam donanımlı talebe yetiştirmektir.

 

Bilgi ve malumata dayalı eğitim değil irfan ve fazilete dayalı dersler vermektedir.

 

 

HEDEFİMİZ

Nur mekteb-i irfanını sadece Türkiyeye mahsus  değil Balkanlar, Avrupa ve dünya çapında bir çalışma ağıyla; eğitim faaliyetlerimizi genişletmek ve gençliği düştüğü ahlaki çöküntüden kurtarmaktır. 

 

TAKDİM

Dar-ül Envar İlim ve Eğitim Vakfımız otuz beş yıllık tecrübeye sahip olup, halka açık İlim ve İrfan sahasında çalışmalar yapmaktadır. Son dört yılda talebe eğitiminde mevcut eğitim anlayışı ve kavramının dışında bir metotla Orta Öğretim, Lise, Açık öğretim  ve Üniversite eğitim programı şekliyle çalışmalarına başlamış  olup,  halen de Çatalca’nın Çanakça mevkiinde eğitim hizmeti vermektedir.

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.”(Mnzrt-86)

Bu düsturu nazara alarak devam eden çalışmalarımız Osmanlı Enderun Mektebi üslubuyla, sadece ilme dayalı bir çalışma olmayıp irfan ve fazilete dayalı bir anlayışa sahip olduğundan yurt içi ve yurt dışından çokça talep ve teveccühe mazhar olmaktadır. Şuan ki çalışmalarımızda Fransa, Almanya, Yunanistan, Hollanda, Makedonya, İstanbul ve Anadolu’dan yoğun ilgi görmektedir. 

Eğitim sistemimiz; orta öğretim seviyesinden başlayarak lise Açık öğretim ve Üniversite bölümleriyle;  almış olduğumuz öğrencilerimizin üniversite bitimine kadar olan eğitim sürecinde Fenni derslerle fikir dünyaları aydınlatılırken, manevi noktada da Kur-an ve Risale-i Nur dersleriyle vicdanları nurlanmaktadır.

Müessesemizde aldığı ilmi uygulama sahasına koymaya olanak sağlayan eğitim programımızla istikbalimizi inşa edecek ve geleceği teslim edecek emin eller yetiştirilmektedir.

Birincisi: Risale-i Nur'un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta masum çocuklardır. Çünki bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdeta gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhâssa peder ve vâlidesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve vâlidesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi bela olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki davacı olur. Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?

İşte bu hakikata binaen en bahtiyar çocuklar onlardır ki; Risale-i Nur dairesine girip dünyada peder ve vâlidesine hürmet ve hizmet ve hasenatı ile onların defter-i a'maline vefatlarından sonra hasenatı yazdırmakla ve âhirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar evlâd olurlar. Emirdağ Lahikası-1 ( 41 )

Şimdi ise terbiye-i İslâmiye yerine mimsiz medeniyet terbiyesi yüzünden, ondan belki yirmiden belki kırktan bir çocuk, ancak peder ve vâlidesinin çok ehemmiyetli hizmet ve şefkatlerine mukabil mezkûr vaziyet-i ferzendaneyi gösterir. Mütebâkisi endişelerle şefkatlerini daima rencide ederek, o hakikî ve sadık dostlar olan peder ve vâlidesine vicdan azabı çektirir ve âhirette de davacı olur: "Neden beni imanla terbiye ettirmediniz?" Şefaat yerinde, şekvacı olur.Kastamonu Lahikası ( 253 )

Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur: O şefkatli vâlide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. "Oğlum paşa olsun" diye bütün malını verir; hâfız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor ve dünya hapsinden kurtarmağa çalışıyor, Cehennem hapsine düşmesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak o masum çocuğunu, âhirette şefaatçı olmak lâzım gelirken davacı ediyor. O çocuk, "Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?" diye şekva edecek. Dünyada da terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, vâlidesinin hârika şefkatının hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

Eğer hakikî şefkat sû'-i istimal edilmeyerek, bîçare veledini haps-i ebedî olan Cehennem'den ve i'dam-ı ebedî olan dalalet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrı ile çalışsa; o veledin bütün ettiği hasenatının bir misli, vâlidesinin defter-i a'maline geçeceğinden, vâlidesinin vefatından sonra her vakit hasenatları ile ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de değil davacı olmak, bütün ruh u canı ile şefaatçı olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlâd olur. Lem'alar ( 200 )

 

S- Maksadını mübhem bırakma, ne istersin?

C- Câmi-ül Ezher'in kızkardeşi olan, Medreset-üz Zehra namıyla dâr-ül fünunu mutazammın pek âlî bir medresenin, Kürdistan'ın merkezi hükmünde olan Bitlis'te ve iki refikasıyla Bitlis'in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir'de tesisini isteriz. Emin olunuz biz Kürdler başkalara benzemiyoruz. Yakînen biliyoruz ki, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş'et eder.

 

S- Nasıl? Ne gibi? Ne için?

C- Ona bazı şerait ve vâridat ve semerat vardır.

 

S- Şeraiti nedir?

C- Sekizdir.

 

Birincisi: Medrese nam me'luf ve me'nus ve cazibedar ve şevk-engiz itibarı olduğu halde büyük bir hakikatı tazammun ettiğinden rağabatı uyandıran o mübarek medrese ismiyle tesmiye.

İkincisi: Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc.. ve Lisan-ı Arabî vâcib, Kürdî caiz, Türkî lâzım kılmak.

 

S- Şu mezcde ne hikmet var ki, o kadar tarafdarsın; daima söylüyorsun?

C- Dört kıyas-ı fasid {1: İşte o kıyaslar, maneviyatı maddiyata kıyas edip Avrupa sözünü onda dahi hüccet tutmak. Hem de bazı fünunda meşhur olanların, başkasında da sözünü hüccet tutmak. Hem de bazı fünun-u cedideyi bilmeyen ülemanın sözünü, ulûm-u diniyede dahi kabul etmemek. Hem de fünun-u cedidede mehareti için gurura gelip, dinde de nefsine itimad etmek. Hem de selefi halefe, maziyi hale kıyas edip haksız itirazda bulunmak gibi fasid kıyaslardır.} ile hasıl olan safsatanın zulmünden muhakeme-i zihniyeyi halas etmek, meleke-i feylesofanenin taklid-i tufeylaneye ettiği mugalatayı izale etmek...

 

S- Ne gibi?

C- Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.

 

Üçüncü şart: Zülcenaheyn ve Kürdlerin ve Türklerin mutemedi olan Ekrad ülemasından veya istînas etmek için lisan-ı mahallîye aşina olanları müderris olarak intihab etmektir.

Dördüncüsü: Ekrad'ın istidadları ile istişare etmek, onların sabavet ve besatetlerini nazara almaktır. Zira çok libas var; bir kamete güzel, başkasına çirkin gelir. Çocukların talimi; ya cebr ile, ya hevesatlarını okşamak ile olur.

Beşinci şart: Taksim-ül a'mal kaidesini bitamamiha tatbik etmek.. tâ şubeler birbirine medhal ve mahreç olmakla beraber, herbir şubede mütehassıs çıkabilsin.

Altıncı şart: Bir mahreç bulmak ve müdavimlerin tefeyyüzünü temin etmek; hem de mekatib-i âliye-yi resmiyeye müsavi tutmak ve imtihanları, onların imtihanları gibi müntic kılmak, akîm bırakmamaktır.

Yedinci şart: Dâr-ül muallimîni muvakkaten şu dâr-ül fünun dairesinde merkez kılmak, mezcetmektir. Tâ ki, intizam ve tefeyyüz ondan buna geçsin ve fazilet ve diyanet, bundan ona geçsin; tebadül ile herbiri ötekine bir kanaat verip zülcenaheyn olsun.

 

S- Vâridatı nedir?

C- Hamiyet ve gayret.

 

S- Sonra?

C- Şu medrese, çekirdek gibi bilkuvve bir şecere-i tûbâyı tazammun eyliyor. Eğer hamiyet ve gayretle yeşillense, tabiatıyla madde-i hayatını cezb ile sizin kuru kesenizden istiğna edecektir.

 

S- Ne cihetle?

C- Çok cihetle.

 

Birincisi: Evkaf, hakkıyla intizama girse, şu havuza tevhid-i medaris tarîkıyla bir mühim çeşmeyi akıtacaktır.

İkincisi: Zekattır. Zira biz hem Hanefî, hem Şafiîyiz. Bir zamandan sonra o Medreset-üz Zehra İslâmiyete ve insaniyete göstereceği hizmetle, şübhesiz bir kısım zekatı bil'istihkak kendine münhasır edecektir. Bahusus zekatın zekatı da olsa kâfidir.

Üçüncüsü: Şu medrese neşredeceği semeratla, tamim edeceği ziya ile, İslâmiyete edeceği hizmetle ukûl yanında en a'lâ bir mekteb olduğu gibi; kulûb yanında en ekmel bir medrese, vicdanlar nazarında en mukaddes bir zaviyeyi temsil edecektir. Nasıl medrese, öyle de mekteb, öyle de tekke olduğundan; İslâmiyetin ianat-ı milliyesi olan nüzur ve sadakat kısmen ona teveccüh edecektir.

Dördüncüsü: Mezkûr tebadül için dâr-ül muallimîn ile imtizac ettiğinden, dâr-ül muallimînin vâridatı bir derece tevsi' ile muvakkaten ve âriyeten -eğer mümkün ise- verilse, bir zaman sonra istiğna edecek, o âriyeyi iade edecektir.

 

S- Bunun semeratı nedir ki, on belki elli seneden beri bağırıyorsun?

C- İcmali: {1: Şu Medreset-üz Zehra'ya dair mebahisi, hürriyetin üçüncü senesinde nutuk suretiyle Bitlis'te, Van'da, Diyarbekir'de, daha birçok yerlerde ahaliye ders verdim. Umumen dediler: "Hakikattır, hem mümkündür." Demek diyebilirim ki, ben bu mes'elede onların tercümanıyım.} Kürd ve Türk ülemasının istikbalini temin ve maarifi, Kürdistan'a medrese kapısıyla sokmak ve meşrutiyetin ve hürriyetin mehasinini göstermek ve ondan istifade ettirmektir.

 

S- İzah etsen fena olmaz.

C-

Birincisi: Medarisin tevhid ve ıslahı...

İkincisi: İslâmiyeti, onu paslandıran hikâyat ve İsrailiyat ve taassubat-ı bârideden kurtarmak. Evet İslâmiyetin şe'ni metanet, sebat, iltizam-ı hak olan salabet-i diniyedir. Yoksa cehilden, adem-i muhakemeden neş'et eden taassub değildir. Bence taassubun en dehşetlisi, bazı Avrupa mukallidlerinde ve dinsizlerinde bulunur ki; sathî şübhelerinde muannidane ısrar gösteriyorlar. Bürhan ile temessük eden ülemanın şanı değildir.

Üçüncüsü: Mehasin-i meşrutiyeti neşr için bir kapı açmaktır. Evet Ekrad'da meşrutiyeti incitecek niyet yoktur. Fakat istihsan edilmezse istifade edilmez, o daha zarardır.

Hasta, tiryakı zehir-âlûd zannetse elbette istimal etmez.

Dördüncüsü: Maarif-i cedideyi medarise sokmak için bir tarîk ve ehl-i medresenin nefret etmeyeceği saf bir menba'-ı fünun açmaktır. Zira mükerreren söylemişim: Fena bir tefehhüm, meş'um bir tevehhüm şimdiye kadar sed çekmiştir.

Beşincisi: Yüz defa söylemişim, yine söyleyeceğim: Ehl-i medrese, ehl-i mekteb, ehl-i tekkenin musalahalarıdır. Tâ, temayül ve tebadül-ü efkâriyle lâekall maksadda ittihad eylesinler. Teessüf ile görülüyor ki: Onların tebayün-ü efkârı, ittihadı tefrik ettiği gibi; tehalüf-ü meşaribi de, terakkiyi tevkif etmiştir. Zira herbiri mesleğine taassub, başkasının mesleğine sathiyeti itibariyle tefrit ve ifrat ederek; biri diğerini tadlil, öteki de berikini techil eyliyor.

Elhasıl: İslâmiyet hariçte temessül etse; bir menzili mekteb, bir hücresi medrese, bir köşesi zaviye, salonu dahi mecma-ül küll.. biri diğerinin noksanını tekmil için bir meclis-i şûra olarak, bir kasr-ı meşîd-i nuranî timsalinde arz-ı didar edecektir. Âyine kendince güneşi temsil ettiği gibi, şu Medreset-üz Zehra dahi o kasr-ı İlahiyeyi haricen temsil edecektir. Münazarat :91- 92 - 93 )